top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıNoor Tribe

Bağlanma ve Bağ Kurma

İlişki kurmaktaki ulvi niyetimiz

bir başka insanla, eylemle, nesneyle, kendimizle..”bağ kurmak”.

Ve lakin, sıklıkla bağ kurmak pek cılız kalırken onun boşluğunu dolduran “bağlanmak” oluyor.


Bağlanma biçimimiz henüz dünyaya dahi gelmemişken, anne rahmi ile başlıyor ve doğum sonrasında ebeveynler ile şekilleniyor. Ebeveyn kelimesinin kapsamını, anne ve babadan ziyade temel ihtiyaçlarımızı karşılayan bakıcılar olarak genişlettiğimizin notunu düşelim. İdeal bir yetiştirilme biçiminde çocuklar ihtiyaçlarını karşılamak için dış unsurlara bağlanmaktan özgürleşerek kendilerine yeterli bireylere evrilebilirler. Kendine yeterlilik; onaylanma, sevilme, aidiyet gibi temel ihtiyaçlarını önce kendi kendine sağlamak ve dışarıdan aldığı kaynakları çeşitlendirmek şeklinde görünür.


Böylece bağlanmak, bağ kurmak ile yer değiştirebilir. Ancak mükemmel ebeveyn olmadığı gibi, çocuklukta mükemmel bağlanma biçimi oluşturulamadığını da kabul etmemiz gerekiyor. Ve bağlanma şeklimiz çocuklukta nasıl oluştuysa erişkin dünyamızdaki partnerlerimizi de bu çerçevede seçiyoruz. İlişki kurmak kimimiz için cezalandırılmak, kimimiz için ihtiyaçlarımızın görmezden gelinmesi veya bir başkasının ihtiyaçlarını karşılamak gibi görünebiliyor. Ve bu yüzden bize bunları hissettiren, tanıdık partnerlere bağlanıyoruz -zira zihnin önceliği her ne kadar konforsuz olsa da "konfor alanını" sürdürmek. Öte yandan bağ kurma ihtiyacındaki kalbimiz bununla tatmin olmuyor ve ihtiyaçlarımızı karşılayamayan partneri yontma çabası başlıyor. Onu tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir şekle sokmaya çalışıyor, karşılanmayan ihtiyaçlarımızı görmezden geliyor ve bu kaynağı kaybetmemek için de onun beklentilerini karşılamayan parçalarımızı gizliyoruz. Bu dinamikler içinde özgün ve yaratıcı bir ilişki mümkün olmuyor, sevgilimizi ihtiyaçlarımızı giderecek bir objeye dönüştürmüş oluyoruz.


Erişkin olmak, bağlanma biçimimizdeki işlevsiz kısımları dönüştürmek sorumluluğunu almayı da barındırır. Dönüştürmek içinse önce görmek ve tanımlamak gerekir. Bu ihtiyaca yönelik 1950'lerde John Bowlby tarafından ortaya konan ve yıllar içinde geliştirilen "bağlanma teorisi" dört bağlanma tipinden bahseder;


  • Güvenli: bu bağlanma tipinde erişkin, daima bir arada olmaya ihtiyaç duymadan ilişkileri içinde tatmin, güvende ve bağlı hisseder. İlişkileri dürüstlük, desteklenme, bağımsızlık ve derin duygusal bağ kurma değerleri üzerine kurulur.

  • Kaygılı - Kaçıngan: kendini çoğunlukla diğer insanlardan mesafeli konumlandıran, insan ilişkisine ihtiyaç duymadığını hisseden ve izole olmayı seçen kişiler bu gruba tabidir. İncinme potansiyeli hissettikleri durumlarda (partnerle tartışmak veya ilişkide bir tehdit gibi) tamamen kapanırlar.

  • Endişeli - Direnen: ilişkide temel ihtiyacı güvende hissetmektir ve bu ihtiyaç, sevgiliye bağımlı hale gelmek boyutuna gelebilir. Partnerinin kendisini "tamamlamasını" veya sorunlarını çözmesini bekler, talepkar, kıskanç ve küçük şeylerden kolayca üzülen biçimlerde kendini ifade edebilir. Öte yandan sıklıkla partnerini duygusal anlamda iter.

  • Korkulu - Kaçıngan: Bu bağlanma tipine sahip erişkinler genelde duygularını görmezden gelmeye çalışırlar, çünkü onlar için duygularla bağ kurmak çok yorucudur. Bunun sonucunda beklenmedik patlamalar ve mod değişimleri yaşarlar.

Çoğumuz bu dört kategoriden birine girmekten ziyade kişilere, duruma ve ruh halimize göre bunlardan bir veya birkaçına çekiliriz. Ve işlevi düşük olanları üzerimize giydiğimiz durumlar genelde büyürken yara aldığımız ya da zayıf kalan alanlardır. Örneğin çocukluğunda yalnızca başarılı olduğunda kutlanmış bir çocuk, "hata yaparsam sevilmem" inancını taşıyan bir erişkine dönüşmüş olabilir. İlişkilerinde sürekli bir performans kaygısı taşıyan bu erişkin, başarısız gördüğü kısımlarını gizleyebilir (kaygılı - kaçıngan). İnsan olmanın hatalarla dolu bir deneyim olduğu düşünülecek olursa, bu ilişkideki paylaşım potansiyeli oldukça kısıtlanır. Partneriyle bağ kurma isteği ağır bastığı durumda bu endişesini ona ifade ederek güvenli bağlanma tipine dönüştürebilir.


Bağ kurmak ancak bağlanmanın kökenindeki korku ve endişeleri dindirerek güven zemini kurulduğunda mümkün olabilir. Çünkü bağ kurmak mevcudiyet esasına dayanır. Olanı, olduğu haliyle görmek. Önce kendimizi; ilişkiden beklentilerimizi, heveslerimizi, duygusal elverişliliğimizi, alma ve verme kapasitemizi. Hoşumuza gideni ve gitmeyeni ile. Sonra partnerimizin gerçekliğini. Bu zeminde, örtüşen ve çelişen, belki çatışan halleri. Çatışmanın ilişkinin sonu olmayabileceği bilinci ile.

Olsa da dünyanın sonu olmadığı güveni ile.










217 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Ecstatic Dans

Ayawaska

ความคิดเห็น


bottom of page